
Masaya ilk oturduğunuzda en az üç kilo sıçtık duygusu hasıl olur. Elinizi ayağınızı nereye koyacağınızı bilemezsiniz. Herkesi kendiniz gibi sandığınızdan başarısızlık kesin gibidir. İlk aramayı mümkün olduğunca geciktirir, ikinciyi yapmamak için sudan bahaneler arar, üçüncüde teslim olursunuz.
Bir ay sonra, sandalyede eğreti oturan gariban tip olmanızın mümkünatı kalmamıştır. Kulakta kulaklık bir yandan dördüncü browser'ı açmış kapsülleri incelerken aynı anda Niğde'nin Allahın unuttuğu bir kasabasında çocukları arkada bas bas bağıran bir kadıncağıza kocasını sorar yan masadakine kredi kartı için yapması gereken iskontoyu söyler, diğer masadakine satmaya çalıştığı ürünün elimizde kalmadığı tüyosunu verirsiniz. Bu arada yerine satması gereken ürün ve fiyatı ise ufak bir kağıda yazılıp herifin önüne konmuşsunuzdur bile.
İnsanoğlunun en korkunç özelliği de bu zaten. Okyanusa salarsın iki haftaya yüzgeç çıkarır, çıkaramazsa icadeder, seraya bırak fotosentezi öğrenir. İşte bu yüzden doğada hiçbir hayvan bizimle başa çıkamıyor. Timsah derisi çantalar takıp, yılan derisi çizmeler giyiyoruz. Halbuki hiçbir arslanın kafasında ceylan derisi şapka yok. Baraküda'lar Prada'yı bilmiyor.
Bu alışma devresinin ardından masada salınırken, sol çaprazdaki temsilci rahmetli dedesinin hatalı menüsküs ameliyatından bahsederek Ağrı'ya, dağ başında bir köyün muhtarına birşeyler yolluyor. 1.70 boyunda 50 kilo çelimsiz bir oğlan egzersiz aletiyle baklava karın kasları yaptığını söylüyor. Ben adamın birine viskoelatik ürünlerin dansitesinden ve pufların içindeki polyüretan köpükten bahsediyorum, polyüretanın aynı zamanda kadın prezervatifinde kullanıldığı gibi ufak detaylara ise girmiyorum. Bilgi tehlikeli ve bulaşıcıdır.
Mesaiye kaldığım gecenin ardından sabah ezanıyla kalkıp akşam 5'i ettiğimde beynimin bir şekilde paçalarımdan aktığını hissediyorum. Birisi kafatasımı açıp içini vakumluyor sanki. Başım falan değil tam anlamıyla bütün kafam ağrıyor yorgunluktan ve bu ilkbaharın tebessüm ettiği günde tam evin önüne geldiğimde sikerim, ben bugün bisiklete bineceğim diyorum.
Velhasıl kelam yine en son işyerinde benim için çok efendi demişler, tepem iyiden iyiye attı.
Bir aydır çalıştığım yerin 6 aylık, 1 yıllık personeli bana akıl danışıyor, herkes her haltı bana soruyor, ama tanımlamaları gerektiğinde zeki, çalışkan değil efendi diyorlar. Efendi sıfatı Ergün Penbe futbolu bıraktığında tarihe karışmalıydı. Ben efendi olduğum kadar keskin zekalıyım ulan? Ukalayım, hafiften yavşağım? Neden Efendi? Puşta, pezevenge bile razıyım?
Yani efendi olmamak için her gün aynı yere konan oturma planının yerini, her sabah bıkıp usanmadan tekrar tekrar sormam, ya da beş dakikada bir molaya inmem mi gerekir? Millet telefondayken bas bas bağırmam mı gerekir? Efendi sıfatı ne kadar boştur, anlamsız ve ifadesizdir?
İşin özü ben bu mantıklı, olgun, efendi başak burcu olayından feci sıkılmış durumdaydım ve bugün eve çıkıp altıma kaprimi geçirdim, garaja indim. Artık sormam gereken soru belliydi, bir başak burcu erkeği ne yapmazdı? Bu efendi sıfatından kurtulmak için acilen fevri bişeyler yapmak icabediyordu, ben başlangıç için tam bir dalyarak olmayı planlıyordum.
Pazarlama işinde belirli bir süre geçirince her şey satış haline geliyor. Marketin kasasında satış, evde satış, bisikletçide satış, sokakta dilencide satış. Çarşamba pazarı olduğundan sahil yolu boyunca çarşaflı kadınlar dizilmiş, mendil açmış mırıl mırıl birşeyler diyorlar. Aralarından birisi bana allahını seversen bir sadaka diyor, işte bir ateiste karşı yapılan başarısız bir satış örneği. İhtiyaç belirleme tam anlamıyla fecahat.
İşte Başak Burcu ne yapmazdı diyor ve evden çıkarken tam olarak şimdi, şu anda bisiklet almaya karar veriyorum. Ben de o insanlardan olacağım. Hani ay sonunu falan düşünmeden o an tam anlamıyla ihtiyaç duymadığı bir şeyi ardını düşünmeden alan inanlardan olacağım. Eve piyano alıp iki gün çalmayan sorumsuzlardan olacağım. Ben de başkaları gibi bir heves abuk subuk bir şeyler alıp bir daha kullanmamak istiyorum. Planıma göre bu benim insan kalma alıştırmam olacak. Ben her otobüse bindiğimde akbilimi, her alışverişe gittiğimde sıra bana gelmeden Migros kartımı hazırlamaktan bıktım. Ben o arkasında beklediğiniz için küfür ettiğiniz gerizekalı olacağım. Mağazanın vitrininde gördüğüm en abuk subuk şeye dünyanın parasını verip kırık çıkarsa iade etmeyeceğim. Biraz kaostan kimseye zarar gelmez, ben de artık durakta düğmeye basmayıp, haliyle durmayan otobüs şöförünü fırçalayan o teyzeler gibi yaşayacağım.
Ama işte insan 23 Ağustos - 22 Eylül tarihleri arasında doğunca bazı şeyler o kadar da kolay olmuyor. Daha yolun ortasında bisiklet almaktansa kiralamak daha mantıklı diye düşünmeye başlıyorum. Kafamın içinde dallamanın biri Efendisin seen, efendisin seen diye bağırıyor.
Bisikletçiden boyutlarıma uygun bir bisiklet alıp herife ehliyetimi veriyorum. Bu alışveriş bir yerde 40 milyarlık jipi anahtarı da üzerinde değnekçiye verip karşılığında üzerinde tükenmezle giriş saatim yazan o on santime on santim boktan saman kağıdı aldığım korkunç alışverişlere benziyor. Herifççioğlu ehliyetimi alabilir, paravan şirket kurup para aklayabilir, adıma kredi alabilir, imzamı taklit ederek beni tam sorumlu atayarak milleti dolandırabilir. Bunların hepsini ben bisikletle mal mal Süreyya Plajına iki nala giderken çalışır haldeki bir fotokopi aletiyle başarabilir. Ama içimden bir ses bugün senin gerizekalı günün diyor, mantığını bırak keyfine bak.
Bisikletle ilgili detaylar, üç aşağı beş yukarı Danua boyutunda olması, triportör sınıfına dahil olması ve can çekişen zinciri yüzünden motorsiklet kadar ses çıkarması.
İlk dalyaraklığım bisikleti kaldırımda yürüyen milletin üstüne sürmek şeklinde oluyor. Migros poşetleriyle iki yana yaylana yaylana kaldırım ortasında ilerleyerek terör estiren teyze, üzerine doğru gelen bisikletli zebellahı görünce kendisini çimlere atıyor, ben Gerçek Kötüler hile yapıp enselenince sırıtan pardesülü Mumbly gibi sırıtıyorum.
Siktir et adab-ı muaşeret kanunlarını, siktir et empatiyi, siktir et herkesi.
Sahil yoluna çıkıyor, kulağıma kulaklığı takıyor ve bağıra bağıra
Reckoner'ı söylemeye başlıyorum:
reckoner, you can't take it with yer... Motor gibi gürültü çıkaran, buz gibi havada kaprisi ve halı sahada yardığı diziyle ilgi odağı olan ben, herkesi siktir et diyorum.
Siktir et mangal yapıp voleybol oynayan piknikçileri, siktir et köpeğini gezdirenleri. Bisikleti üzerine sürünce kendine çocuk parkına atıp çocukları kaçıran Çivava'yı siktir et.
Maltepe sahilinde duruyor simitçiden tek simit istiyor ve elli ytl uzatırken özür diliyorum. Bugün dalyaraklıkta ilk günüm. Önce ufak şeylerden başlıyorum diyorum. Ben durunca birisi Süreyya Plajı'ndaki Pizza Hut'u soruyor. O elimde gideceğimiz mekanın çıktısını alıp, telefonunu cebime kaydedip, ücretsiz biletler için on defa teyit aldığım mantıklı kontrollü günleri hatırlıyor ve Pendik'e yolluyorum ibneyi. Adres almadan yola çıkanları toptan siktir et.
Akşam güneşi Adalar tarafından denize dökülürken rüzgar saçlarımın arasına doluşuyor, gözlerimi kapıyorum. Kredi kartı kesim tarihi, iskonto, promosyon, her şey müthiş sikimtrak geliyor artık. Şu dünyada telefonum, cüzdanım, her şeyim havagazı.
Bisikletin selesi ufalır, gidonu aşağı inerken, tombiş yanaklarım içeri çöküyor ve
you are not to blame for bittersweet distractor diye bağırıyorum. Tekerlekler küçülüyor, vites kaybolup, zincirler kısalırken, ilk bisikletim pinokyo'nun üstünde buluyorum kendimi. En az o günkü kadar siklemezim.
Sunay Akın, önüne oyuncakları yığmış, Oyuncak Müzesi için ne yapsak nasıl yapsak diye kara kara düşünürken babası odadan içeri girer ve oğlunu görünce
yine döndük başa der. Benim durumum da buna benziyor.
Sonuç olarak yaldır yaldır bisiklet sürüyorum ve bir saat sonra eve muzaffer bir general edasıyla dönüyorum. Gelmezden evvel sanki Ergenekon sanığı gibi otomatik EtiPuf lar ve bol miktarda örgütsel Pingui alıyorum. Bisikleti iade ediyor, yerine ehliyeti alıyorum.
İbnelik olsun diye kadının birini apartmanın önüne kadar yarım metre gerisinden takip edip kıllandırıyorum, anahtarım olmasına rağmen kapıyı açmıyor, dalyaraklık olsun diye zili çalıyorum. Ben de herkes gibiyim artık. Cinnet geçirmez yeleğim var.
dedicated to all you all human beings